foto1
foto1
foto1
foto1
foto1
Time school Time schoolTime schoolTime schoolTime schoolTime school

Bizim Okulumuz

Bizim Okulumuz

...

 

.

 

web

site ekle site ekle  

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Star InactiveStar InactiveStar InactiveStar InactiveStar Inactive
 

Zülkarneyn'in seddi




Hazreti Zülkarneyn Allahü Teâlâ'nın kendisine verdiği ilim ve hikmetle muhtelif kavimleri irşadla vazifelendirildi. Allahü Teâlâ yeryüzünde kendisi için bir hayli kuvvet ve kudret tahsis etti. Ona her şeyden önce yüksek gayesine eriştirecek maddî ve manevî vasıtalar ihsan etti.
Hazreti Zülkarneyn Allahü Teâlâ'nın kendisine verdiği bu büyük vasıtalarla ilk önce garba doğru bir yol takip etti. Tâ gün batısına, batının iskân olunan mıntıkasına vardı. Oraya vardığı zaman güneşi balçıklı bir su havzası içine batıyor gibi gördü. Ve orada bir kavim buldu. Hazreti Allah kendisine:
— Ey Zülkarneyn! Bu kavmin hâline göre ya onları azaplandırırsın, yahut haklarında afv ve ihsan ile güzel bir yol seçersin! Buyurdu!
Hazreti Zülkarneyn de:
— Her kim zulümde bulunursa, muhakkak onu azarlandırılır. Sonra o zâlim, Rabbine iade olunur. Bir de Allah onu görülmedik, bilinmedik bir azâb ile azâplandırır. Amma her hangi bir kişi de iman edip iyi iş işlerse, ona da en güzel mükâfat vardır. Ve ona emirlerimizden en kolayını söyleriz, dedi.
Hazreti Zülkarneyn Mağribî’de bu şekilde hükümran olduktan sonra kendisini Şarka ulaştıran bir yola düştü. Tâ gün doğuya, doğunun meskûn bulunan yerine kadar gitti, oraya varınca o, güneşi bir kavim üzerine doğuyor buldu ki, Allahü Teâlâ onlara güneşin karşısında onun tesirinden koruyacak elbise ve bina gibi bir siper ihsan etmemiş, bir çit yapmalarını bile müyesser kılmamıştı.
İşte Hazreti Zülkarneyn'in Şark'taki hükümranlık menkıbesi de Garpteki gibidir. Onun yanında asker, harp âletleri ve saltanat gerekleri olarak daha neler vardı ki, onun tamamını Allahü Teâlâ'nın ilmi kaplıyordu.


Sonra Hazreti Zülkarneyn Mağriple Maşrık arasında güneyden kuzeye doğru üçüncü bir yol takip etti. Nihayet Türk ilini şark tarafından sınırlayan iki dağ arasına vardı. Buraya vardığı zaman bu dağların birisinde Türk ırkından bir kavim buldu ki, onlar da kendi dillerinden başka söylenilen bir- sözü zor anlıyorlardı. Bu kavim tercümanları vasıtasıyla:
— Ey Zülkarneyn! Ye'cûc ve Me'cûc denilen iki kavim diyarımızda hayvanlarımızı çalmak, mahsullerimizi tahrip etmek suretiyle fesatlık yapıyorlar. Onlarla bizim aramızda bir set yapmak üzere sana ücret versek olur mu? dediler.
Hazreti Zülkarneyn:
— Rabbimin beni sahip kıldığı mal ve iktidar çok hayırlıdır, ücrete ihtiyacım yoktur. Binaenaleyh siz bana icabeden kuvvetle yani inşâ malzemeleriyle yardım ediniz! Ben de ey Türkler, sizinle onların arasına sağlam bir sed yapayım. Haydi, bana büyük demir parçaları getiriniz! dedi.
Onlar da getirdiler ve yapı işi başladı, İki dağın iki tarafı birleşinceye kadar Hazreti Zülkarneyn demirleri kullanmış ve halka:
— Haydi körükleyin! diye kumanda etmiştir. Körüklenen şeyi ateş haline getirince:
— Bana erimiş bakır getiriniz de icabeden yerlerine dökeyim, demiştir.
Seddin inşası tamam olunca:
— Artık şimdi onu ne aşmaya muktedir olurlar, ne de delmeye güçleri yetişir! diye teminat vermiştir. Hazreti Zülkarneyn sonra:
— İşte bu sağlam sed Rabbim tarafından kullarına ihsan buyrulan bir rahmettir. Fakat her zaman Rabbimin emri gelirse, onu yerle yeksan eder. Rabbimin va'di ise haktır, demiştir.
Hazreti Zülkarneyn'i bazı tarihçi ve tefsirciler Yunanlı İskender ile karıştırma gibi bir yanlışın içine düşmüşlerdir. Kur'an-ı Kerîm'in yukarıdan beri gördüğümüz tebligatına göre, bizim bahsimizin mevzuu olan Hazreti Zülkarneyn dünyanın hem garbına hem şarkına hükmeden salih bir cihangirdir. Yunanlı İskender ile alâkası yoktur.
Dikkati çeken diğer bir husus da, Zülkarneyn'in inşa ettiği seddin hangi set olduğu hususuna dair muhtelif rivayetlerin bulunmasıdır. Bu set nerededir, bugün mevcut mudur? Tarihî setler müteaddit olduğu için Kur’an-ı Kerîm'de adı geçen seddin bunlarla karıştırıldığı anlaşılmaktadır. Bunlardan en meşhurları Çin seddiyle Yemen'deki Me'rib Seddidir ki, hiç şüphesiz bunlar Zülkarneyn seddi değildir. Zira bunun Kur’an’ın haber verdiği müstesna inşa tarziyle Çin seddinin mimarî ve adî tarzı arasında büyük bir fark vardır. Ve Çinliler tarafından yapılmıştır. Me'rib Şeddi de değildir. Çünkü onun inşa tarzı da tarihî haberlere ve incelenen bakî eserlerine göre, birbirinden farklıdır. Yine ayrıca Ermenistan ile Azerbaycan’ın iki dağı arasındaki Demir Kapı ve Buhara’nın ortasındaki Kokya Dağı bitişiğinde olduğu kaydedilen seddin de Zülkarneyn seddi ile alâkası yoktur.


Hülâsa olarak bu set, çok eski bir tarihin karanlıkları arasına gömülmüştür. Bugün onun mevcudiyetine kılavuzluk edebilecek hiç bir eser de yoktur. Kur’an’dan öğrendiğimiz; bu set tarihî hayatını yaşayıp harabesine Allah'ın emir ve iradesi taalluk edince yerle bir olacağıdır. Kim bilir tarihî araştırmaların erişemediği her hangi bir devirde arz nasıl bir değişikliğe uğramıştır. Ancak kat'î olan bu seddin kuzeyde inşa edildiğidir.
Bu hâdisede adı geçen Ye'cûc ve Me'cûc de, bütün tarihçilerin ittifakla bildirdiklerine göre Nuh aleyhi selamın oğlu Yafes zürriyetinden iki kabiledir. Tevrat’ta bu şekilde bildirildiği gibi, İslam âlimleri de buna kanidir. Yeryüzünü kana boyayıp fesada veren Ye'cûc ve Me'cûc'un yalnız iki kabile değil müteaddit kabilelerden müteşekkil bir çapulcu halitasından ibaret olduğu da yine Kur'ân-ı Kerîm'in beyanlarından anlaşılmaktadır.
Bu iki fesatçı kavmin kimler olduğuna dair rivayet ve görüşler de değişiktir. Hazreti Zülkarneyn'e set yapması için teklifte bulunan Türklerin ifadelerinden anlaşılan bu kavmin Moğollar olmasıdır. Avrupalılara göre de, Batı Roma imparatorluğunu istilâ eden Hunlar'dır ki, bu görüş Frenklerin böyle demelerine dayanmaktadır. Hindistan'ın en mümtaz âlimlerinden Mehmed Enver Koşmirî ise Rusların Ye'cûc, İngilizler ile Almanların da Me'cûci zürriyetinden olduklarını, binaenaleyh Ye'cûc ve Me'cûc'un mükerrer olarak vaki olduğu, Kur'ân'da zikredilen hurucun ahır zamanda meydana geleceğini ve bunun en şiddetlisi olacağını kaydetmektedir. Bütün bunlardan görülen o ki, Ye'cûc ve Me'cûc belâsı bütün bir insanlığa şamil olan bir afettir.

Kehf ve Enbiyâ Sûreleri)


...

 

..

....

 

Copyright © 2018 Bizim Okulumuz Rights Reserved.