foto1
foto1
foto1
foto1
foto1
Time school Time schoolTime schoolTime schoolTime schoolTime school

Bizim Okulumuz

Bizim Okulumuz

...

 

.

 

web

site ekle site ekle  

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Star InactiveStar InactiveStar InactiveStar InactiveStar Inactive
 

Yaş farkı

Elindeki kumaşı terziye gösteren adam sorar:

-Bu kumaştan bana bir pantolon dikebilir misin? Terzi kumaşı alır ölçer biçer adamın boyunu ölçer ve

-Hayır, beyefendi ben bundan size bir pantolon dikemem der. Adam kumaşı alır başka 

bir terziye gider aynı soruyu onada sorar,terzi alır kumaşı ölçer adamın boyunu ölçer. Tamam der iki gün sonra gelin pantolonunuzu alın.

Aradan iki gün geçer kumaşın sahibi terziye gelir. Terzi elinde işi olduğunu bitirinceye kadar  beklemesini söyler. Beklerken terzinin küçük yaramaz afacan oğlu dükkâna gelir. Adam bakar kendi kumaşından terzi birde oğluna pantolon dikmiş. Pantolonunu alır doğru eski terziye gider hışımla:

-Sen bana bu kumaştan bir pantolon çıkmayacağını söyledin halbuki gittiğim diğer terzi hem bana bir pantolon dikti hem de 7 yaşındaki oğluna artan kumaşla bir pantolon dikti buna ne diyeceksin diye sorunca terzi gayet sakin:

Beyefendi onun oğlu 7 yaşın hâlbuki benim oğlum 16 yaşında

 

Her kula helâl, Müslüman’a haram!..

Vaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı”, bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş: “Her kula helâl, Müslüman’a haram!..”

Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye...
Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzura getirilmiş. “Bu nasıl fitnedir, dini İslâm, ahalisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu
Müslüman’a yasakla!.. Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?..” diye çıkışmışlar adama.
Adam:
- “Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin ispat ister, delil şarttır…”
dedikçe kadı kızmış:
- “Ne delili, ne ispati?.. Sen fitne çıkardın, Müslüman ahalinin huzurunu kaçırdın, katlın vaciptir!” demiş.
Demiş ama, bir yandan da merak edermiş:
- “Nedir gerekçen?..” diye sormuş.
Adam:
- “Bir tek Sultan’a derim…”
Diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş... Padişah da sinirlenmiş ama diğer yandan o da meraklanırmış:
- “De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl istir ki, hem çeşmeyi yaparsın, hem de her kula helâl,
Müslüman’a haram yazarsın?..”
Adam, başı önünde konuşur:
- “Delilim vardır, lâkin ispat ister.”
—Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?”
—O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultanîm…”
- “Eeee?!..”
—Sultanîm, herhangi bir havradan (sinagog) rastgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakin neler olacak…”
Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, baslarında Museviler, “ne oluyor, bu ne zulüm?.. Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim...”
Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş… Bir hafta dolunca, adam:
- “Sultanîm, artık bırakmak zamanıdır” demiş.
Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, hediyeler…
Az zaman geçmiş ki, adam:
- “Ayni isi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz için yaptırınız Sultanîm” demiş.
Ayni şekilde bir papaz derdest edilip yaka-paça alınmış Pazar ayininden ve ayni tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. Mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar... Levantenler din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla
daha bir sarılmışlar birbirlerine...

Sultan:
- “Bitti mi?..” demiş adama.
—Sultanîm son bir is kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle” demiş.
- “Simde nedir isteğin?..”
—Efendim, payitahtımız Bursa’nın en sevilen, en sözü dinlenilen, iti mad edilen âlimini alınız minberinden…”
Adamın dediğini yapmışlar, Uluca mı imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka-paça götürmüşler...
Ve ne olmuş bilin bakalım?..
Bir Allah’ın kulu çıkıp da, “ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz?.. Hiç olmazsa va’zi bitene kadar bekleseydiniz”, gibi tek bir kelâm etmemiş, imamın peşinden giden, arayan-soran olmamış...
Geçmiş bir hafta, “nerde imam” diye gelen-giden yok!.. Aptal ve cahil bir imam tayin edilmiş yerine, ne konuştuğunu kendi kulağı duymayan tam yobaz cinsinden biri… Halk hâlinden memnun, başlamış bir dedikodu, o gecen hafta derdest edilen koca âlim için:
- “Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik…”
- “Kim bilir ne halt etti de tevkif edildi!..”
- “Vah vaah!.. Acırım arkasında kıldığım namazlara…”
—Sorma, sorma...”
Padişah, kadı ve adam izliyorlarmış olup-bitenleri. Sonunda Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş:
- “Eee, ne olacak simdi?..
Adam:
- “Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helâllik almak lâzımdır hocadan.”

“Haklısın” demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. Adam başı önünde konuşmuş:
- “Ey büyük Sultanım, siz irade buyurunuz lütfen, böyle Müslümanlara su helâl edilir mi?..”
Sultan acı acı tebessüm etmiş:
- “Hava bile haram, hava bile!..” demiş...

H. IKBÂL

Ziyanı yok paşa! Siz geldiniz ya

Gerçek midir bilinmez, Kıbrıslı Kamil Paşa İzmir valiliği sırasında sık sık memleketi Kıbrıs'a gidiyordu. İzmir’de o tarihlerde yaptığı nüktelerle İzmir'in gönlünde taht kuran Şair Eşref'in hayranları arasında Vali Kamil Paşa da vardı. İzmir valisi Kamil Paşa Eşref'i seviyor ve koruyordu.

Bir gün Kamil Paşa, Kıbrıs’a giderken Eşref'ten ne hediye istediğini sorar. Eşref,

-"Kıbrıs'ın eşekleri meşhurdur, bir eşek getirirseniz makbule geçer paşam"  ,

Aradan bir ay geçer Kamil Paşa Kıbrıs'tan döner. Valiyi karşılayanlar arasında Şair Eşref'te vardır. Paşa Şair Eşref'i görünce elini dizine vurarak:

-Tüh! Sen benden eşek istemiştin. Unuttum. Şimdi seni görünce aklıma geldi" deyince Şair Eşref altta kalacak değil ya hemen cevabını verir:

-"Ziyanı yok paşa! Siz geldiniz ya!... " Efendi den alınmıştır.

  

Üç Profesör!..

Üç Profesör Anadolu ya doğru otomobilleri ile yola çıkarlar. Bursa yakınlarında  arabaları bozulur. Yolda kalırlar. Arabalarını tamir edemedikleri gibi geceye de kalmışlardır. Konaklamak için  yer ararlar. Bir köylünün kapısını çalar ve durumlarını anlatıp kendilerini misafir edip edemeyeceklerini sorarlar köylü Tanrı misafiri deyip içeri buyur eder profları, kendisi sobayı yakar ve izin alarak  ahıra koyunlarını sağmaya gider. Proflar sobaya bakarlar soba ayaklarının altına taş koyulmuş yerden yükseltilmiş bir vaziyette tuhaflarına gider hemen biri söze başlar:


-Bu köylü çok zeki odadaki ısı kaybını önlemek için sobayı yükseğe kurdu der, diğeri söz alır 

-Bence ısınan havanın yükseldiğini düşünerek önce yukarıdaki havayı daha erken ısıtmaya çalışmıştır der diğeri ise 

-Dışardan gelen havanın soğuk olması fazla ısı kaybına yol açıyor soğuk ısı aşağıdan gelince sobayı soğutmasın diye düşünmüştür... Tartışmalar sürerken köylü içeri girer ve proflar köylüye sormaya karar verirler. Köylü: 

-Ha o mu efendim sobanın borusu yetmedi bende çare olsun diye ayaklarının altına taş koyup sobayı yükselttim

Kaz Yolmayı sever misin?..

Padişah tebdili kıyafet iki vezirini yanına alır Üsküdar’dan kayığa biner Sarayburnu’na varacaktır. Kayığa binince etrafına göz gezdirir. Kayıkçının uyanık biri olduğunu anlar ve sohbete başlar adın işin birkaç sohbetten sonra Padişah sorar

-32 ile aran nasıl..Kayıkçı

-İdare ediyoruz işte pekte iyi denmez ama vaziyeti idare etmeye çalışıyoruz. Biraz daha gittikten sonra tekrar sorar

-Düşmanın var mı?

-Evet, vardır hem de iki tane hele biri akşam kapıyı çok zorladı ama benim onun isteklerini yapacak gücüm yok. Biraz daha gidince tekrar sorar

-Kaz yolmayı sever misin?..

-Oooo çok severim..

-O zaman sana iki tane gönderirim. Sohbetle kıyıya da varılır herkes kayıktan iner uzaklaşırlar. Padişah vezirlerine döner

-Kayıkçı ile sohbetimizi nasıl buldunuz..Vezirler uyanık ya  hemen yağcılığa başlarlar

-Efendim çok güzel konuştunuz ,ağzının payını verdiniz....Padişah konuşulanlardan vezirlerin hiçbir şey anlamadığını anlamış ama hiçte renk vermemiş

-O halde akşama bu konuları tekrar görüşelim deyip konuyu kapatır. Vezirler durumun vahametini anlayıp hemen bir akıl düşünelim der vezirin biri uyanık bir şekilde sırıtarak kuşağından bir kese altın çıkarır ve doğru kayık iskelesine gider kayıkçıyı bulur ve sorarlar

-Bizi tanıdın mı?

Kayıkçı kıs kıs güler, padişahın "sana iki kaz göndereceğim" sözü aklına gelir

-Evet, tanıdım der, vezirler

-Öyleyse söyle bakalım neydi o konuştuklarınızın manası..Kayıkçı uyanık

-Yoo ağalar olmaz der öyle bedavadan olmaz vezirlerden biri kendince uyanık ya hemen bir kese altını kuşağından çıkarıp kayıkçıya uzatır, kayıkçı anlatır

-Bana Padişah 32 ile aran nasıl diye sordu yani geçinebiliyor muşun, bende  pek iyi değil ama kıt kanaat geçinmeye çalışıyorum dedim

-Peki, düşmanın var mı ne demek

-Padişah bana evladın var mı diye sordu çünkü çocuk evin düşmanıdır işin oluruna bakmaz istediğini yapmak ister. Benimde iki oğlum var dedim biri illa evlenmek istiyor ama gücüm yok şimdi onu evlendiremem dedim,

-Peki ya kaz yolar mısın ne demek

-Bakın ağalar o işte olmaz deyince vezirler bir kese altın daha uzatıp cevap isteyince

-Eeeeee ağalar bu kadar basit bir konuşma için iki kese altın verdiniz artık anlayın kaz yolar mısın ne demek!.....

 Bilseniz o ne hırsızdı!...

Köyün ağasının çok iyi bir çobanı vardır. Her sabah gelir sürüyü alır otlağa götürür akşamleyin de gelir sürüyü ahıra teslim eder.Günler ayları aylar yılları kovalar günden güne sürü artmaktadır.Sürünün hızla çoğalması ağayı ayrı bir memnun etmektedir.

Gel zaman git zaman günün birinde fırtına, yağmur, şimşek, yıldırım çarpar sürü telef olur, çobanda ölür. Haberi alan ağa perişan olur. Ağlar sızlar, feryat eder. Cenaze günü gelmiştir. Çevre köylerin ağaları başsağlığına taziyeye gelirler ama gel de sen ağayı teselli et edebilirsen. Ağa kendini yerden yere atmakta göğsünü döğmekte ahu feryat etmektedir. Durumu gören diğer ağalar kendisi ile konuşup teselli etmeyi denerler. Ağaya sarılıp başsağlığı diler ve "yeter artık kendini perişan ettin, gelen dünya malına gelsin yenisi olur çobansa Allah rahmet eylesin ama yeni bir çoban buluruz sana" deyince ağa dayanamaz ve :

-Ben ona ağlamam ağalar!..

-Neye ağlarsın

-Bilseniz o ne hırsızdı şimdi ben onun gibisini nereden bulurum işte ona ağlarım!......

  

Tanrıya dua edelim!...



Baba John oğlunu çağırdı:

-Oğlum Jack atlara vermek için komşunun samanlığından saman çaldın mı?

-Evet baba

-Aferin oğlum!...

-Peki, sabah kahvaltısı için komşunun kümesinden yumurta çaldın mı?

-Evet baba

-Aferin oğlum!...

-Peki, tavuklara vermek için komşunun ambarından tahıl çaldın mı?

-Evet baba

-Aferin oğlum şimdi haydi kiliseye Tanrı ya dua edelim!...

Eşkiya

Yaşlı adam ölüm döşeğinde son isteği için oğlunu çağırır ve kendisine vasiyetini bildirir :

-Oğlum ben ölüyorum senden son isteğim sandıkta bulunan dört bin altını al iki binini kendine sakla yalnız geriye kalan ikibin altını memleketin en büyük eşkıyasını bulup ona vereceksin!..

Oğlu babasının ölümünden sonra vasiyetini yerine getirmek için dağ tepe demez arar sorar soruşturur ve sonunda memleketin en büyük eşkıyasını bulur. Eşkıya reisinin karşısına çıkar, reis ne istediğini sorunca anlatır; babasının son nefesinde kendisinden dörtbin altınının olduğunu bunun iki binini kendine almasını kalan ikibini ise memleketin en büyük eşkıyasını bulup vermesini, araştırması sonucunda da en büyük eşkıyanın kendisi olduğunu ve parayı teslim etmeye geldiğini söyler. Eşkıya reisi ise güler düşünür ve kararını verir;

-Aferin dürüst insansın ama ben alamam,  benden daha büyük eşkıyalar var sen git ona ver, deyince adam:

-Hayır der ben sordum soruşturdum en büyük eşkıya senin olduğunu söylediler deyince  reis :

-Sen bu altınları git şehrin kadısına ver o benden daha büyük eşkıyadır, der. Zavallı çaresiz vasiyet deyip yola koyulur şehre varır kadının huzuruna çıkar derdini anlatır. Kadı:

-Alamam der alamam çünkü bunları alabilmem için karşılığında sana bir şeyler vermem lazım, düşünür çareyi de bulur!. Bak der şu karşıki dağı görüyor musun o dağ devletin bende devletin kadısıyım o dağın üzerindeki karda devletin haliyle benim sayılır. O karı ikibin altın karşılığında sana veriyorum kabul ediyor musun adam çaresiz babamın son vasiyeti deyip  kabul eder.

Sevinçle kadı’ nın yanından ayrılırken arkasından kadı seslenir.

-Efendi nereye!... Adam geri döner

-Vasiyeti yerine getirdim şimdide gidiyorum, kadı tekrar seslenir.

-Git git ama şu benim dağımda senin karının ne işi var önce karını temizle de öyle git. Adam şaşırır hiç dağdaki kar temizlenir mi ben ne yaparım buna başka bir çare deyince kadı:

-Ya karını temizle yada kirasını ver kirası ikibin altındır deyip adamın babasından kendisine kalan ikibin altınını da alınca zavallı dağdaki eşkıyanın dediğini düşünür ve kendi kendini "reis , Sen eşkıya değil evliyaymışsın" demekten alamaz!...


...

 

..

....

 

Copyright © 2018 Bizim Okulumuz Rights Reserved.