foto1
foto1
foto1
foto1
foto1
Time school Time schoolTime schoolTime schoolTime schoolTime school

Bizim Okulumuz

Bizim Okulumuz

...

 

.

 

web

site ekle site ekle  

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Star InactiveStar InactiveStar InactiveStar InactiveStar Inactive
 

Sen! Birinci Osmanlı Mebusan Meclisi'ni bilir misin?

1955 te T.B.M.M.de Basın kanunu hakkında şiddetli tartışmalar yapılıyordu. Bir yaz günü Ankara'da Prof. Osman Turan ile Özen Kıraathanesi'nde oturuyorduk. Bir masa ötede Hamdullah Suphi Tanrıöver'in sesini duyan Osman Turan ona doğru bakınca  bizi masasına çağırdı. Gittik Şuradan buradan derken söz basın kanunu üzerindeki sert tartışmalara geldi. O sırada mahut gazetelerden birisi, kendi düşüncesine ters düştüğü halde, Sultan Abdülhamit Han lehinde tefrika yayınlıyordu. Söz buraya gelince Hamdullah Suphi Tanrıöver’e:

"-Beyefendi! Sultan birinci Abdülhamit l. Mebusan Meclisini kapatmamış olsaydı, şimdiye kadar demokraside bir hayli mesafe almış ve bugünkü sert tartışmalara da yer kalmamış olacaktı", dedim.

Hamdullah Suphi Tanrıöver büyük bir kızgınlıkla sandalyesinden kalkıp oturduktan sonra:

-Sen! Birinci Osmanlı Mebusan Meclisi'ni bilir misin? Dedi,

Yaşımın bunu bilmeme imkân vermediğini söyleyince:

-Tarih kitaplarında resmini görmedin mi?

-Gördüm

-Hani (Eliyle tarif ederek) lahana başlı hocalar ve yanlarında dal fesli (sadece fes sarıksız demek) kişilerin resimlerini gördün mü?

-Evet Gördüm.

-İşte bu lahana başlı hocalar bu memleketin gerçek sahibinin temsilcileri idiler. Fakat medresenin yetiştirdiği, günün gidişinden, politikanın gerçek yüzünden, Hıristiyan mebusların gerçek niyetlerinden habersizdiler. Dal fesliler de Rum, Ermeni, Yahudi, Arnavut, Dürzi, Nasturi ve diğer milletlerin temsilcileriydiler. Bunlar Avrupa'da okumuş, politikanın bütün inceliklerini bilen; devleti içinden yıkmak isteyen hainlerdi. Bu şeytanlar o saf ve temiz hocaları çabucak kandırıp arkalarına taktılar. Memleket çıkarlarına ters düşen, devleti içinden çökertecek hareketlere giriştiler. Eğer Sultan Abdülhamit l. Meclisi dağıtmamış olsaydı, imparatorluk daha o gün dağılmış olacaktı. Buna göre sen ne dersin İmparatorluk mu çökmeliydi, yoksa Mebusan Meclisimi dağılmalıydı? dedi.

"-Şüphesiz meclisin dağılması daha iyidir." dedim.

-Öyle ise sultan Abdülhamit de senin dediğini yaptı. Meclis’i dağıtarak  İmparatorluğu otuzüç sene daha ayakta tutmayı başardı. dedi,

Hamdullah Suphi Tanrıöver'in bu sözleri kafamı allak bullak etmiş çocukluğumda yaşlı halkın söylediklerine hak kazandırmış oluyordu. İsyan edercesine:

-Beyefendi! Öyle ise neden başında bulunduğunuz Maarif vekilliği Sultan Abdülhamit'i bize kötü tanıttı?

Güldü. Derin bir nefes aldı. Eliyle havada bir çizgi yaptıktan sonra:

-bir inkılâp yapılmış, saltanat kaldırılmış, Cumhuriyet ilan edilmişti. Politika gereği saltanat ve sultanları kötülemek lazımdı. Biz de öyle yaptık. dedi,

Saltanatın kaldırılmasının üzerinden yarım asırdan fazla zaman geçmiş, Türk Milleti kendi hâkimiyetinin tadını almış, her dört senede bir oylarıyla kendini idare edecekleri serbestçe seçmiş, diktatör taslaklarına gereken dersi vermiş, varlığını hür demokratik düzen içersinde yürütmeye kararlı olduğunu göstermiştir. Bu durumda artık Hamdullah Suphi Tanrıöver'in belirttiği gibi rejim endişesi kalmamış Sultan Abdülhamit Han tarihin malı olmuştur. Tarih olan bu devri idare edeninde, iftira ve yalanlardan arınmış gerçek hüviyetinin bilinmesi lazımdır.

Sultan Abdülhamit Han'a Kızıl sultan lakabı Anadolu'nun yarısını Ermenistan yapmak isteyen Ermeni komitacılarına engel olmasının sonucu Ermeni yanlısı Fransızlar tarafından takılmış olduğu gibi İslam ve Türk düşmanı İngiltere Başbakanı Gladstone 'da ona cani demiştir. Bu adları takanların her birisinin azılı Türk düşmanı oldukları bilindiği halde bu sıfatları kullanan zavallı Türk aydınlarına ne demeli? Kültür Emperyalizmi  ile Avrupa'nın düşünce esirliğine düşen zavallı Türk aydınları  Sultan Abdülhamit Han'a o kadar düşman kesilmişlerdi ki,1905 senesinde Ermeni komitacıları Anadolu'da Ermenistan devleti kurulmasına engel gördükleri Sultan Abdülhamit Han'a suikast düzenleyip, cuma Selamlığında bomba atmaları üzerine Tevfik Fikret meşhur "bir lahzai teahhur" adlı manzumesinde:

"Ey şanlı avcı,dâmini beyhude kurmadın,
Attın fakat yazık ki,yazıklar ki vurmadın!"

Sultan Abdülhamit Han'a isnat edilen kusurlardan birisi de son derece vehimli olduğu iddiasıdır. Sultan Abdülhamit Han vehimli değil, ihtiyatlı bir hükümdardır. Amcası sultan Abdülaziz'in Mütercim Rüştü, Hüseyin Avni, Mithat ve Süleyman Paşalarla Şeyhulislam Hayrullah Efendi tarafından alaşağı edildiğini gördükten başka, Ruslar Ayastafanos'ta iken Ali Süavi'nin giriştiği Çırağan Olayı’na, sadık. Mahmut Celalettin, Mütercim rüştü Paşaların adlarının karışmasıyla, sultanın ihtiyatlı davranmasını kınamak insafsızlık olmaz mı? Ama o bunları yine devlet işlerinde vazifelendirmiş şüphe üzerine cezalandırmaya kalkışmamıştır.

ABDÜLHAMİT HAN'IN MUHTIRALARI

Mehmet Hocaoğlu Sayfa:8-9-10

 

Yavuz padişah hilafeti, sahabelerden aldı...

Bir gün Yavuz Sultan, Selim Han (Rahmetullahialeyh) Sadık dostu ve nedimi Hasancan'ı çağırır, ona rüyanda ne gördün diye sorar... Zaten bu celâlli padişahın karşısında duyulan heyecan birde bu şaşkınlığa sebep olur, hünkârım rüya görmedim der... Yavuz Padişah tekrar sorar, iyi düşün ne rüya gördün? Hasancan tekrar rüya görmedim hünkarım der, ve Yavuz Padişah meraklı ve sıkıntılı bir eda ile huzurundan gönderir ve beklemektedir...Hasancan çıkar ve saraydaki üçüncü avlunun köşesi (Hırka-i Saadet'ten, yürüyerek Babüs'sadet önüne geliyor..) Ak Ağalar da denilen kapı bekçileri (bunlar normal bekçi değil çok özel yetiştirilmiş büyük devlet adamlarıdır, sıradan kapı muhafızları sanılmasın..) Ak ağalardan Hasan ağa'yı düşünceli ve dalgın gören Hasancan, hatır sorar ve Hasan Ağa anlatır, "Sormayın Paşam, gece ilginç bir müşahedem oldu." Akşam ezanıyla beraber Babüssade kapıları (o dev kapılar) kapılar çekilir ve kapatılırdı. Gece iki veya üç gibi, kapı vurulur ve Hasan Ağa kapıyı açar ki kapı önünde bir yığın beyaz elbiseli beyaz sarıklı zat vardı. "-Dört tanesi kapıya yaklaştı, bir tanesi iyice yaklaşıp bana dedi ki, ben Ali bin ebu Talib (rad), yanımdakiler de Ebubekr (rad), Ömer (rad.) Osman (rad), (ve arkasında diğer sahabeler..) Bizler Mısır seferine hazırlandık, hünkârınıza selamımızı söyleyiniz, hünkârınız daha hazırlanmadı." buyurur... Yakaza hâlinde bunu gören Hasan Ağanın anlatımı, gözyaşlarına boğulan Hasancan'a Yavuz Padişah'ın ona neden rüyadan sorduğunu da anımsatır... Ve acilen huzur-u hünkâra varıp "Müjde hünkârım, o dün gece görülmesi gereken rüyayı ben Hasancan kulunuz değil, kapıağası Hasan kulunuz görmüş.." diyerek hadiseyi anlatır padişaha.. Yavuz padişah dinlerken bakmaya cesaret isteyen gözlerinden yaşlar boşalır.. Ve Hasancan'a der ki; "-Biz demezmiydük ki, O'nlar tarafından bir yere memur edilmeden hiçbir işe başlamayız.." ve ekliyor: "Dedelerimiz evliyadanmış, onlara direk malum olurmuş (bildirilirmiş) lâkin biz onlara benzemedük" der... 

Hiç şüphesiz, Osmanoğulları kutlu bir ocaktır, saltanat nişanları ve taçları sarıklarına koydukları bir tüydür, çünkü efendimiz aleyhisselatuvesselamın yoluna süpürge etmeyi en büyük taç ve saltanat nişanı olarak görmüşlerdir. Hemen bütün memalik-i islamı birleştirmiş, tüm devletli islam hanedanlarını, ülkelerini beyliklerini devletlerini halife sancağı altında toplamış ve Müslümanları birleştirmişlerdir. Allah cümle selatin-i Osman'ın mübarek ruhlarını şad-u handan eylesin. Onların alimi evliyaları komutan ve askerlerinin manevi himmetlerini üzerimizden eksik etmesin. Allah bu kutlu ocağı ümmet-i Muhammed'in başından eksik etmesin...

Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala Ali Seyyidina Muhammed...

Harun Davut Eyyüboğlu

Kaynak: Tacüt Tevarih (Bu eseri yazan Hoca Saadeddün, aynı zamanda Sultan Selim'in nedimi Hasancan'ın oğludur.)


http://www.facebook.com/OSMANLI.HANEDAN.VAKFI

 

...

 

..

....

 

Copyright © 2018 Bizim Okulumuz Rights Reserved.