foto1
foto1
foto1
foto1
foto1
Time school Time schoolTime schoolTime schoolTime schoolTime school

Bizim Okulumuz

Bizim Okulumuz

...

 

.

 

web

site ekle site ekle  

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Star InactiveStar InactiveStar InactiveStar InactiveStar Inactive
 

Bu on günlük izin, bir saat gibi çabuk geçti. Böyle, neşeli günler, bir saat gibi geçtiği hâlde, elemli günler insana asırlar gibi geliyor. Necef deki hastalık günlerimi hatırladım. O kederli günler, bana seneler gibi gelmişti.

Nazırlığa, yeni emirleri almak için gittiğimde, karşımda, güler yüzü ve uzun boyu ile sekreteri gördüm. O kadar sıcak elimi sıktı ki, bundan, bana olan sevgisi zahir oluyordu.

Bana: (Nazırımızın ve müstemlekelerle vazifeli heyetin emri ile sana çok mühim iki devlet sırrı söyleyeceğim. İlerde, bu iki sırdan çok istifaden olacaktır. Bu iki sırrı, kendilerine tam itimat edilen, birkaç kişiden başka kimse bilmez) dedi.

Elimden tutarak, Nazırlığın bir odasına götürdü. Bu odada çok cazip bir şeyle karşılaştım: Yuvarlak bir masanın etrafında (10) adam oturuyordu. Onların birincisi, Osmanlı padişahının kıyafetinde idi. Türkçe ve İngilizce biliyordu. İkincisi, İstanbul’daki Şeyhülislamın kıyafetinde idi. Üçüncüsü, İran Şahının kıyafetinde idi. Dördüncüsü, İran sarayındaki vezirin kıyafetinde idi. Beşincisi, Şiilerin tâbi’ olduğu Necef deki en büyük âlimin kıyafetinde idi. Bu son üç kişi, Farsça ve İngilizce biliyorlardı. Bu adamların her birisinin yanında, onların söylediklerini yazmak için, birer kâtip bulunuyordu. Bu kâtipler aynı zamanda, bu adamlara, casusların İstanbul, İran ve Necef deki, onların asılları olan beş kişi hakkında topladıkları malûmatı bildiriyorlardı. Sekreter: (Bu beş kişi, oralardaki beş kişiyi temsil ederler. Onların ne düşündüklerini anlamak için, asılları gibi yetiştirdik. Biz İstanbul, Tahran ve Neceftekilerle alâkalı elimize geçen bilgileri, bunlara bildiriyoruz. Bunlar da, kendilerini oradakilerin yerinde kabul eder. Biz onlara soruyoruz, onlar da bize cevaplandırıyor. Bizim tespitimize göre, buradakilerin cevapları, oradakilerin cevaplarına yüzde yetmiş mutabıktır. İstersen, tecrübe mahiyetinde bir şeyler sorabilirsin. Nasılsa, daha önce Necef âlimi ile görüşmüştün) dedi.

Ben de peki dedim. Zira daha önce, Necef deki Şia’nın en büyük âlimi ile görüşmüş ve ona bazı hususlar sormuştum. İşte, onun benzerinin yanına yaklaştım ve dedim ki: (Hocam, Sünnî ve mutaassıp olduğu için, hükümete harp açmamız caiz olur mu?) Biraz düşündükten sonra, (Hayır, Sünnî olduğu için hükümete harp açmamız caiz değildir. Zira bütün Müslümanlar kardeştirler. Ancak onlar, ümmete zulüm ve işkence yaparlarsa harp açabiliriz. Biz onu yaparken,  emr-i bil ma’rûf ve nehy-i anil-münker şartlarına uygun olarak hareket ederiz. Zulmü bıraktıkları zaman, elimizi onlardan çekeriz) dedi.

Ben, (Hocam, Yahudi ve Hıristiyanların necs olmaları ile alâkalı görüşünüzü alabilir miyim?) dedim. (Evet onlar necisdirler. Onlardan uzak durmak lâzımdır) dedi. (Niçin) dedim. Cevaben, (Bu, hakarete karşı misillemede bulunmaktır. Zira onlar, bizi kâfir bilirler ve Peygamberimiz Muhammed aleyhi selamı tekzip ederler.

Biz de, buna karşı misillemede bulunuyoruz) dedi. Ona dedim ki: (Hocam, temizlik imandandır değil mi? Öyleyse niçin, (Sahn-ı şerîf) [Hazret-i Alî’nin türbesinin etrafı], cadde ve sokaklar temiz değildir? Hatta, ilim medreseleri bile, temiz sayılmaz).

Cevaben: (Evet, hakikaten temizlik imandandır. Fakat ne yapalım, Şiî’ler, temizliğe ehemmiyet vermeyince, böyle olur) dedi.

Nazırlıktaki bu adamın cevapları, Necef deki Şîî âliminin cevaplarına tıpa tıp mutabık idi. Bu adamın Necef deki âlime bu kadar uygunluğu, beni hayretler içinde bıraktı. Bir de üstelik bu adam Farsça biliyordu.

Sekreter: (Şayet sen diğer dört kişinin asılları ile de görüşmüş olsaydın, şimdi onlarla da görüşebilir ve onların da asıllarına ne kadar mutabık olduğunu görebilirdin) dedi.

Ben dedim ki: (Şeyh-ul-islâmın da nasıl düşündüğünü biliyorum. Çünkü benim İstanbul’daki hocam Ahmed Efendi, Şeyh-ul-islâmı bana iyice anlatmıştı.) Sekreter: (O zaman buyur, onun da numunesi ile görüşebilirsin) dedi.

Şeyh-ul-islâmın benzerinin yanına yaklaştım ve ona dedim ki: (Halîfeye itâat etmek farz mıdır?), (Evet vâcibdir. Allaha ve Peygambere itâat etmek farz olduğu gibi, bu da vâcibdir) dedi. (Bunun delîli nedir?) dedim.

Cevâben dedi ki: (Cenâb-ı Allahın bu âyetini duymadın mı? (Allaha, Onun Peygamberine ve sizden olan ülülemre itâat ediniz)[1] Ben, (Allah bize, askerine Medîne yi yağmalamayı helâl eden ve Peygamberimizin torunu Hüseyni öldüren halife Yezide ve içki içen Velîde itaât etmeği emreder öyle mi?) dedim. Cevâbı şuydu: (Oğlum, Yezîd Allah tarafından Emîr-ül-mü’minîn idi. Hüseyni öldürmeği emr etmedi. Sen, Şiilerin yalanlarına inanma!

Kitapları iyi oku! Hata yaptı. Sonra tövbe de etti. Medine-i münevvere yi yağmalamayı helâl edişinde isabet etmiştir. Çünkü Medine halkı azıp bâgî olmuş ve itaati bırakmıştı. Velide gelince, evet o fâsık idi. Halifenin yaptıklarını taklit değil, İslamiyet’e uygun olan emirlerine itaat etmek vaciptir.) Bunları hocam Ahmet efendiye de, daha önce sormuş ve az bir fark ile aynı cevapları almıştım.

Sonra, sekretere dedim ki, (Bu benzer kimseleri hazırlamanın hikmeti nedir?) Bana: (Biz bu usul ile sultanın ve Şii olsun, Sünnî olsun, Müslüman âlimlerinin düşünce kabiliyetlerini öğreniyoruz. Siyasî ve dini mevzularda, onlar ile mücadele etmemize yardımcı tedbirler bulmağa çalışıyoruz. Meselâ, düşman askerlerinin hangi taraftan geleceğini bilirsen, ona göre hazırlanır ve askerlerini uygun yerlere yerleştirirsin ve onu perişan edersin. Fakat onun ne taraftan saldıracağını bilmezsen, askerlerini her tarafa gelişigüzel dağıtır ve mağlup olursun. Aynen öyle, Müslümanların, dinlerinin ve mezheplerinin hak olduğuna dair getirecekleri delilleri bilirsen, onların delillerini çürütebilecek karşı deliller hazırlaman mümkün olur ve o karşı delillerle onların akidelerini sarsabilirsin) dedi.

Sonra, adı geçen temsilî beş adamın askerlik, mâliye, maarif ve dini sahalarla alâkalı aralarında geçen mütâle’a ve plânların neticelerini ihtiva eden, bin sahifelik bir kitap verdi. (Okuduktan sonra getirirsin) dedi. Ben de, kitabı alıp eve götürdüm. Üç haftalık tatilim içinde, baştan sona kadar dikkat ile mütalaa ettim.

Kitap, çok hayret edilecek cinstendi. Zira ihtiva ettiği mühim cevaplar ve ince mütalaaları sahih gibiydi.

İngiliz casusunun itirafları   İngilizlerin İslâm Düşmanlığı M.Sıddık Gümüş

 Hindistan’ın Amritsar şehrinde [m. 1919] bir gün âyin sebebi ile toplanan Hindûlar, bisikleti ile gezen bir İngiliz kadın misyonerine hürmet etmezler.

Misyoner, İngiliz General Dyere şikâyette bulunur.

General derhâl askerlerine emir vererek, ma’bed de ayinle meşgul halkın üzerine ateş açtırır ve on dakikada yedi yüz kişi ölür. Binden ziyade kişi de yaralanarak yerlere serilir.

General bununla da iktifa etmeyerek, ahaliyi üç gün elleri ve ayakları üzerinde hayvan gibi yürütür. Mesele Londra’ya şikâyet edilir. Hükümet tahkikat yapılmasını emreder.

Tahkikat için Hindistan’a gelen müfettiş, generale müdafaa ’sız halka ateş açtırmasının sebebini sorunca, General, (Buranın kumandanı benim. Buradaki askerî bir icraatı ben takdir ederim. Öyle lüzum gördüm ve emrettim.) cevabını verince, müfettiş, (Pekâlâ, ahalinin yüz üstü sürünmesini emretmenizin sebebi nedir?) diye sorar.

General, (Hintlilerden bir kısmı tanrıları karşısında yüz üstü sürünüyorlar. Bunlara, bir İngiliz kadının bir Hindu tanrısı kadar mukaddes olduğunu ve onun karşısında da hakaret değil, sürünmeleri icap ettiğini anlatmak istedim) der. Müfettiş, halkın, alış veriş için dışarı çıkmak mecburiyetinde olduğunu söyleyince, General, (Bunlar insan olsalardı, sokak da yüzüstü sürünmezlerdi. Çünkü bunların evleri birbirine bitişik ve damları düzdür. Damlar üzerinde insan gibi yürürlerdi) cevabını verir. Generalin bu sözleri İngiliz basınında neşredilince, general kahraman ilân edilir. [Dyer, Reginald Edward Harry 1281 [m. 1864] de doğdu, 1346 [m. 1927] de İngiltere’de öldü. Dünya tarihîne (13 Nisan 1919 da Amritsar şehrinde İngiliz zulmüne karşı meydana gelen olayları, şehri kan gölüne çevirerek bastıran meşhur İngiliz general) diye geçti. Hindistan’ın her yerinde İngilizler aleyhine büyük gösteriler yapılması üzerine vazifeden alınarak, emekliye sevk edildi. Fakat İngiliz Lortlar kamarası Dyerin yaptıklarını medh-u sena ile karşılayarak, ona yardım yapılmasını kararlaştırdı. İngiliz lortlarının, kontlarının diğer milletlere nasıl bir gözle baktıkları burada da açıkça görülmek dedir.]

İngiliz casusun itirafları Sıddık Güneş

...

 

..

....

 

Copyright © 2018 Bizim Okulumuz Rights Reserved.